Yeni sosyal medya yasası iki yıl önce çıksaydı pandemide kimler tutuklanacaktı

Sansüre ve çok sayıda cezaya yol açacağı gerekçesi ile eleştirilen, tartışma konusu olan sosyal medya ve internet haberciliğine ilişkin düzenlemeleri içeren yasa teklifi TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edildi.

Tasarı içerisinde ‘internet haber sitesi’, ‘İletişim Başkanı’, ‘İletişim Başkanlığı’, ‘Basın Kartı Komisyonu’, ‘medya mensubu’, ‘enformasyon görevlisi’ gibi ifadelerin tanımı da düzenleniyor.

Yeni yasa teklifine karşı İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere çoğu ilde basın meslek kuruluşları açıklama yaptı.

“YAPTIRIM GÜCÜ OLMAZ”

Yeni yasa teklifini Odatv’ye değerlendiren Avukat Tayfun Taşlıoğlu sosyal medya yasasının yaptırım gücü olmayacağını ifade ederek şunları söyledi:

“Sosyal medya yasası aylardır kamuoyu gündemini çokça meşgul ediyordu. Tartışma muğlak, sınırları belli olmayan bir çerçevede yürüdü. Taslak maddeler komisyondan çıktıktan sonra konu açıklığa kavuşacağına daha da muğlak bir hale geldi. Bu haliyle yasanın yaptırım gücü olamaz, yaptırım gücü, etkisi olmayan bir kuralın yasa olarak sayılamayacağı da açık. Öyleyse neden böyle bir metin gündeme geliyor. Taslağın ayrıntılarıyla devam edelim.

Herkesi doğrudan ilgilendiren ve merak edilen tasarının 29. maddesi şöyle:

‘Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni, genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.’ Anayasa’nın 26. maddesinde ise ‘Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar’ ifadeleri yer alıyor.”

“GÖRÜNÜR GERÇEKLİĞE AYKIRI”

Anayasa’nın özgürlükler açısından ayırt etmeksizin herkesin haber, bilgi ve düşüncesini hiçbir kamu otoritesinin hiçbir müdahalesi olmadan yayma, yayılan haberleri alma hakkı verdiğini vurgulayan Tayfun Taşlıoğlu sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Anayasa hukukuna hakim olan en önemli ilkelerden biri belirliliktir. Belirlilik, sınırlayıcı bir düzenlemenin keyfiliğe yol açmayacak açıklıkta, temel hakların ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin yasal müdahalenin içerik, amaç ve kapsam bakımından belirli ve muhataplarının hukuksal durumlarını algılayabilecekleri açıklıkta olmasıdır.

Tasarının içinde kullanılan sözcüklerin dahi belirli bir sınırı, öngörülebilirliği, sonuç bakımından tespiti edilebilirliği bulunmazken, muhakemeyle değil tamamıyla yoruma dayalı, subjektif bakışa dayalı hüküm kurulmasını emreden bir maddenin belirliliğinden bahsetmek mümkün mü?

Velev ki bu tasarı yasalaştı ve eylemler ceza yargılamasının konusu haline geldi. Ceza hukukun suçta ve cezada kanunilik ilkesi (nulla poena sine lege certa) ve belirlilik ilkesi, yani suç tanımının açık ve tartışmasız olması gereğinin ortadan kaldıran bu madde ile nasıl yargılama yapacaksınız, nasıl ceza tayin edeceksiniz…

Gelelim tasarının suçun unsuru olarak saydığı ‘gerçeğe aykırı’ bilginin paylaşılmasına ceza tayin eden bölümüne.

Haber verme hakkının, basın özgürlüğünün, hukukumuza içtihatlarla da yerleşmiş, en önemli teminatlarından biri görünür gerçeklik kavramıdır.

Nedir görünür gerçeklik? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bunu açıklıyor:

‘O anda, yani yayının yapıldığı anda, belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları.’

Görünür gerçeklik olarak tanımlarken, Yargıtay, ‘O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır’ diyerek ekliyor. Yani maddi gerçeği araştırma zorunluluğunun, haber verme hakkının hukuka aykırı sınırlandırılması olduğunu açıkça belirtiyor.

Bir olayın, bir durumun haber verildiği anda görünüşte, ilk bakışta var olması yeterlidir. Maddi gerçekle görünürlük uyuşmasa dahi haber verme hakkı kısıtlanamaz, haber verene maddi gerçeği araştırma yükümlüğü yükleyemezsiniz.”

“PANDEMİNİN BAŞLARINDA SAĞLIK BAKANLIĞI’NDAN BİLGİLERİ ALSAYDI GAZETECİ CEZALANDIRILACAKTI”

Pandemi döneminde vaka sayıları bilgisinin Sağlık Bakanlığı’nın elinde tutulduğunu vurgulayan Tayfun Taşlıoğlu sosyal medyada gerçek vaka sayılarının açıklananın üstünde olduğuna dair yorumlar yapıldığı ve bakanlığın başta bunu yalanladığı sonrasında ise kabul ettiğini söyleyerek “Tasarının ‘gerçeklik’ tartışmasına yakın dönemde karşılaştığımız bir örnekle açıklık getirelim. Pandeminin ortasında, Sağlık Bakanlığı’nın ve kamu otoritesinin elinde tuttuğu bir bilgi olarak vaka sayılarıyla ilgili sosyal medyada pek çok kişi ‘vaka sayılarıyla ilgili yalan söylüyorlar, gerçek sayılar bunun çok üstünde’ diye bilgi yaydı. Pek çok kişi buna ilişkin bireysel gözlemlerinden yola çıkarak yorumlar yaptı. O dönemde kamu otoritesi bu haberleri yalanladı. Oysa haziran ayına gelindiğinde Sağlık Bakanlığı vaka sayılarıyla ilgili yalan söylediklerini itiraf etti. Bu olayda söz konusu yasa yürürlükte olsa bu haberi veren ceza alacaktı. Dava görülürken sanık Sağlık Bakanlığı’ndan bu sayıları sorsaydı, yine yalan bilgiyi alacak ve bu nedenle cezalandırılacaktı. Bu örneğin iç ve dış güvenlik konusunda olduğunu düşünün bir de, sonuç ne olur? Haber yaparken, bilgi verirken devletten onay mı beklenecek…” dedi.

“HABER VERME HAKKI OTORİTENİN İNSAFINA BIRAKILAMAZ”

Kamu otoritesinin bilgi tekeli karşısında kişiyi savunmasız bırakan bir yasanın Anayasaya da hukuka da açık aykırı olduğunu belirten Taşlıoğlu sözlerini şöyle noktaladı:

“Haber verme hakkı otoritenin insafına, vicdanına da bırakılamaz. Ceza hukuku lafzın sınırlarıyla sınırlı bir alan. Ceza hukukunda genel, muğlak ve yoruma dayalı ceza olamaz, Ceza hukuku lafzın sınırlarıyla sınırlı bir alan, bunu belirtmiştik. Tasarının belki de en muğlak taraflarından birine, ‘saik’ kavramına gelelim. Bu tasarıyı hukukçular hazırladı ise ‘Saik’ kavramından bahsediyor iseniz, ceza hukukunda bunun tespitinin neredeyse imkansız olduğunu da bilmeniz beklenir. Bu nedenle kasten öldürme suçunda ‘töre’, ‘kan davası’ durumları dışından ‘saik’in herhangi bir TCK maddesinde bir şart olarak düzenlememiştir. Saiki, faili suç işleme eylemine götüren düşünce ve içsel kurgusu, güdüsü olarak açıklayabiliriz. Bunu nasıl tespit edeceksiniz? Bakın kast değil saik kavramı kullanılıyor. Kastı somut delillerle tespit edebilirsiniz fakat saiki edemezsiniz. Kişiyi kendi aleyhine beyana zorlayamazsınız, hukuk ve kanun bunu güvence altına alıyor. O halde saiki nasıl tespit edeceksiniz, sanığın ruhunu mu okuyacaksınız duruşmada. Kaldı ki saiki eylem anında failin kendisi bile farketmeyebilir, bilinçdışı bir davranış olarak geliştirebilir.”

Ersin Eroğlu

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.