İran’ı sarsan ölümü haber yaptıkları için cezaevinde olanlar

Mahsa Amini’nin adı, Eylül 2022’de öldürülmesinin ardından İran’da bir protesto dalgasını ateşlemesinin ardından, dünya çapındaki haber başlıklarında geçti. Birçok kişiyse, Nilüfer Hamedi ve Elaleh Muhammedi’nin adını duymadı.

İran, basın özgürlüğü söz konusu olduğunda en kötü durumdaki ülkelerden iri.

3 Mayıs’taki Basın Özgürlüğü Günü, İran ve gazetecilerin işleri nedeniyle soruşturulduğu, hapse atıldığı ve hatta öldürüldüğü diğer yerlere dikkat çekmeyi amaçlıyor.

Mahsa Amini Eylül 2022’de başörtüsünü “düzgün” takmadığı iddiayla gözaltına alındıktan sonra, polis gözetemindeyken öldü.

22 yaşındaki Mahsa’nın ölümünü hastanede öğrendiklerinde, babası ve büyükannesi birbirlerine sarılmışlardı.

Shargh gazetesinden Nilüfer Hamedi, bu yas anının fotoğrafını Twitter hesabında paylaştı. Hamedi “Siyah yas elbisesi, ulusal bayrağımız oldu” notunu da paylaşına eklemişti.

İki gün sonra da, Hammihan gazetesinden muhabir Elaha Muhammedi, Mahsa’nın, Kürdistan bölgesinde bulunan Sakız kentinde düzenlenen cenazesiyle ilgili haber yaptı.

‘Yasın memleketi’

Muhammedi “Yasın Ülkesi” başlıklı yazısına ilk sözü Mahsa’nın babasına vermiş ve o da “Kızımın hiçbir sağlık sorunu yoktu. Bunu kim söylüyorsa, yalan söylüyor” demişti.

Tanıklar, Mahsa’nın polis gözetimindeyken dövüldüğünü söylemiş, ancak İran makamları bunu reddedip, ölümünden “ani kalp yetmezliğini” sorumlu tutmuşlardı.

Muhammedi’nin haberinde, cenazeye kadınlı erkekli yaklaşık 1000 kişinin mezarlıkta toplandığı da belirtilmiş ve katılımcıların “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganları attığını yazılmıştı. Bu slogan daha sonra tüm ülkede duyulmuştu.

Mahsa’nın mezar taşında “Ölmeyeceksin. Adın bir sembol olacak” yazıyordu.

Daha sonraki günler ve aylarda ülkeyi sarsacak olayların bir habercisi gibiydi.

Hamedi, Mahsa’nın yas tutan ailesinin fotoğrafını paylaştıktan günler sonra gözaltına alındı.

Aynı zamanda güvenlik güçleri, Muhammedi’nin evini bastı ve elektronik eşyalarına el koydu. Bir hafta sonra o da gözaltına alındı.

Hamedi ve Mohammadi, insan hakları sorunları konularındaki ilgi gören haberleriyle tanınıyordu.

İranlı gazeteci Sina Ghanbarpur, “Sıklıkla bir haberi ilk bildiren muhabir olurdu” diyor.

“Yani Mahsa Amini’nin ahlak polisince gözaltına alınmasını ilk olarak Nilüfer Hamedi imzalı bir haberle duymam sürpriz değildi.”

İkili geçtiğimiz günlerde Harvard Üniversitesi bünyesinde, gazetecilikte dürüstlük ilkesi üzerinden verilen Louis M Lyons ödülünü aldı.

Ödülü oylayan meslektaşları “Hamedi ve Muhammedi, geçim kaynaklarını ve yaşamlarını ortaya koydular ve bu süreçte özgürlüklerini kaybettiler” dediler.

“Yüzleşebilecekleri ağır riskleri biliyorlardı ama Amini’nin hikayesini anlatmayı sürdürdüler.

“İran’daki gazeteciler ülkedeki koşulları ve baskıları haberleştirebilmek için her bir yaşamlarını tehlikeye atıyor.”

İslami rejim, ülkedeki medyanın büyük kısmını kontrolü altında tutuyor ve gazetecilerle, bağımsız medya kuruluşları yoğun bir baskı altında. İnternete erişim, sık sık kesiliyor.

Sınır Tanımayan Gazetecilere göre, “İran’da gazeteciler, sürekli keyfi gözaltılar ve devrim mahkemelerindeki müthiş gayri adli davalarda alınan ağır cezalarla” kovuşturuluyor.

Prostocular, gazeteciler tutuklandı

Mahsa’nın ölümünden sonra İran’da onlarca gazeteci tutuklandı ve yetkili makamların gazetecileri ve aile üyelerini ‘taciz ettikleri’ biliniyor.

Binlerce gösterici de tutuklanırken, yüzlercesi öldürüldü.

Altı ay sonra artık gösteriler görünür değil ama birçok kişi hala kişisel ve kamusal hayatlarını kontrol eden sistemin düşmesi için mücadele ediyor.

İran’da çok sayıda kadın, zorla uygulanan örtünme kurallarına uymamayı seçti ve başörtüsü takmadan her dışarı çıktıklarında dev bir risk alıyorlar.

İki gazeteci, İran hapishane sisteminde zorlu koşullar altında tutuluyor. İçeriden gelen haberler hapis koşullarının insani olmadığını, ilaca, gıdaya ve hatta içme suyuna ve temiz havaya erişimde sorunlar yaşandığını gösteriyor.

Eşi, Instagram hesabında Mohammedi’nin tutukluluğunun ilk üç ayında 10 kilo verdiğini yazdı.

Bu arada iki gazeteci de hukuki desteğe erişimde zorlandı.

Avukatı tutuklandı

İkiliyi savunmak için Ekim 2022’de atanan ilk avukat, müvekkilleriyle görüşmekte ve tutuklulukla ilgili yasal belgelere erişmekte zorlandı.

Aradan bir ay geçmedi, bu avukat tutuklandı.

Hamedi ve Muhammedi’nin aileleri, yakınlarının başlarına ne geleceğini bilememenin acısıyla mücadeleyi sürdürmekte zorlanıyor.

Hamedi’nin eşi Muhammed Hüseyin Ajorlo, Sparq ile yaptığı mülakatatta “Bana ‘Yetkililer sana ne söyledi?’ diye soruyorlar. Hangi kuruma ya da kişiye başvuracağımı bile bilmiyorum” dedi.

İran yeni yıldan birkaç gün önce, ülke yargısının başkanı aralarında 22 bin protestocunun da bulunduğu binlerce mahkum için af duyurusu yaptı.

Ancak Hamedi de Mohammedi de aftan yararlanamadı.

Tutuklulukta geçen 200 günden fazladan sonra, bu hafta Hamedi ve Muhammedi neyle suçlandıklarını ilk kez duyacak.

İran Yargı Erki Sözcüsü Mesud Satayşi, ikilinin “Düşman Amerikan hükümetiyle işbirliği, ulusal güvenliğe karşı komplo ve rejime karşı propaganda faaliyetleriyle suçlandığını” söyledi.

Hamedi ve Muhammedi’nin davasına sert cezalar vermesiyle bilinen hakimlerden Ebulkasım Selavati atandı.

Selavati, verdiği birçok sayıda ölüm cezası nedeniyle “Ölüm Yargıcı” adıyla da tanınıyor.

Geçen hafta, Hamedi’nin eşi Twitter’da bileğindeki iki arkadaşlık bilekliğinin fotoğrafını paylaştı.

Nevruzu kutlamak için kendisine hediye edildiğini söyledi. Hamedi bileklikleri, hapisteki havlulardan elde ettiği iplerle dokumuştu.

Paylaşım “Kadın, yaşam, özgürlük” sözleriyle sona eriyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir